Genç Fotoğraf İnisiyatifi

#28
Genç Fotoğraf İnisiyatifi
Hakkında

Bağımsız sanat oluşumları dediğimizde, en başat kavramlardan biri elbette "bağımsızlık". Bağımsızlık sizin için ne anlama geliyor? Kendinizi (bir sanat oluşumu olarak) nelere bağımlı, neleri gözetmek durumunda hissediyorsunuz?

Bağımsızlık, özgürlük vb. kavramlar çoğu zaman sınırsızlık, engelsizlik ve her istediğini yapabilme imkanı  gibi algılanıyor. Bizce bunun adı serbestlik, özgürlük ya da bağımsızlık değil… Bağımsızlık kendi kendini, dışarıdan bir girdi olmadan da sürdürebilme imkanı demektir diye düşünüyorum... Gerçekten bağımsız bir sanatçının, maddi ve manevi oher türlü kontrol ve talepten uzak olması gerekmektedir. Bu da sanatsal üretimini gerçek anlamda bağımsız kılmasına imkan sağlar. Ama tabii bundan kastımız her istediğini yapabilmek değil. Sanatını tüketen/tüketmeyen insanlara karşı asgari saygıyı da esas almalıdır. Tabii burada konu sansür ve otosansüre kayıyor ister istemez. Sansür konusu üzerine çok daha fazla tartışılması gereken bir konu elbette, kastettiğimiz şey sanatçının madden ve manen kendini ileriye taşıyacak hamlelerini sanat üretimi üzerinden yapmak zorunda kalmaması. Eğer sanat eseri bir dışavurumsa, sanatçının sorumluluğu bunu minumum bir beklentiyle yapabilmektir. Eğer bir üretim biçiminin ona madden ve manen hızlı bir getiri sağlayacağını düşünerek üretirse bu bence bir dışavurum olmaktan çok, bir sipariş üretimi oluyor. Elbette konunun bir sürü boyutu var ama kısaca bağımsızlık ve bağımsız üretimi böyle tanımlamaktayız.

Sanatçı ve sanat oluşumlarının bağımsızlığı iki ayrı olgu olarak var olsa da ortak yönleri çok fazla. Bizim gibi inisiyatiflerin de tıpkı sanatçılar gibi madden ve manen desteğe ihtiyacı var. Konu tam da burada, yukarıda bahsettiğim zemine geliyor; bağımsız olmak istiyorsak  kendi kendimize sürdürülebilir sistemler kurmak zorundayız. En başta maddi- sonuç olarak sergi açıyorduk- sonra da manevi. Doğal olarak en zor olanı maddi kısım; ama zamanla anlıyorsunuz ki maddi kısım bir şekilde çözülünce bile sorunlar çözülmüyor, çünkü bu sefer de manevi tarafın aslında daha önemli olduğu süreç ortaya çıkıyor.

Bu bağlamda aslında bağımsız olmak iddasındaki herkes ve her kurum gibi  GFİ de, sadece kendi içinde yer alan üyelerinin desteğine bağımlı kalmayı tercih etti. GFİ'yi oluşturan her insan bu sürdürülebilir sistemin temel bir parçasıydı ve son ana kadar da öyle devam etti. Bizim bağımsız kalmak istememizin temel sebebi fotoğraf üretiminin ve sergilenmesinin çok az imkana sahip olmasıydı. Sonuçta fotoğraf üreten sanatçılar sergi açamadıklarında ister istemez üretimden uzaklaşıyorlardı. Bu GFİ bünyesindeki hemen hemen herkesin ortak fikriydi. Hepimiz fotoğraf üretimi yapan insanlardık, hatta birebir bu sorunlardan da müudarip olan insanlardık. Fotoğraçı olarak sergileme için çok az imkan vardı; ya ticari galeriler, ya müzeler ya da devlet kurumları... Ve zaten bizim de temel eleştirimiz bu kurumsal yapılardaki subjektif ve görece ezoterik seçim süreçleriydi. Sonuçta böylesi kurumlar ne kadar isteseler de doğaları gereği şeffaf olamıyorlardı. Temel hedefi daha fazla satış yapmak olan ticari galeriler, küratörlerin süzgecindeki müzeler, devlet kurumlarını ise zaten söylemeye bile gerek yok. 

Sonuç olarak GFİ, özellikle de genç bir fotoğraf sanatçısının İstanbul gibi bir yerde sergi açmasının neredeyse imkansız olduğunu düşünen birkaç insan tarafından, tamamen şeffaf seçim süreci ve açık çağrı usulüyle portfolyo toplayıp sergi açma presibiyle kuruldu ve son sergisine kadar da bu prensiple devam etti. Belli bir yaşın altında olmak kaydıyla isteyen herkes portfolyo gönderebiliyor ve hiçbir koşul olmadan seçim sürecine dahil olabiliyordu. Bu şeffaflık çok önemliydi çünkü bizim için gerçek bağımsızlık bu demekti. GFİ onu oluşturan insanlar tarafından finanse ediliyordu ve herkes sanat dışındaki alanlardan geçimini sağlıyordu, ki bence bu da sergilenen işlerin seçilmesinde en önemli noktalardan biri olmuştu. GFİ  bağımsızlığını koruyabilmek için maddi ve manevi olarak gönüllülük prensibiyle devam etti.

Konu sürdürülebilirlik olduğunda örgütlülük modeli de en az ekonomik hususlar kadar önemli. Bu da bizi bazı kavramları daha çok düşünmeye itiyor. Siz kurumsallaşma ve iş bölümü hakkında ne düşünüyorsunuz? 

İlk soruda belirttiğim gibi aslında maddi kaynaklar olmazsa olmaz gibi görünse de, esas önemli olan örgütlülük esası. Çok basitçe düşünürsek, bir şekilde bir mekan tutacak ve baskıları yapacak bir kaynak bulsanız bile sergileri seçecek ve sanat üzerine düşünecek insanları bulamazsınız. Bulmak istiyorsanız da galeri ve müzeler gibi bunu ücreti karşılığında profesyonel insanlara yaptırmanız gerekiyor. Bu ise bizim en başta eleştirdiğimiz model. Ülkemizde ve dünyada da bu modelle ilgili zaten bir sürü eleştiri var bunları tekrar burada konuşmaya gerek de yok. Elbette galeri ve müzelerin sanata katkıları önemli ama sanattan götürdükleri de malum. Giderek tektipleşen, önceliği popüler olmak olan ve buna bağlı olarak maddi kaynak yaratan sanatsal üretimler çoğunlukta.

Bu açıdan bakıldığında bağımsız olma iddiasındaki bir yapının gönüllülük dışında bir seçeneği kalmıyor. Ama tabii burada gönüllülük ne demek sorusu karşımıza çıkıyor. Herkeste aynı anlama gelmediğini zaman içinde daha da iyi anlamış olduk. Gönüllülük temelde kendi maddi ve manevi değerlerinden vermek, paylaşmak demek. Ve tabii ki bu ölçülebilir bir şey değil, sonuçta kişinin tamemen kendi inisiyatifinde olan bir şey. Doğal olarak bir süre sonra yorucu hale gelebiliyor. Bununla ilgili çok fazla araştırma mevcut, genellikle aktivizm yorgunluğu olarak tanımlanıyor. Her ne kadar iş bölümü yapsan da, karşındaki kişi işi yapmadığında onu işten mi çıkaracaksın? Ya da cezalandıracak mısın?  Tabii ki gönüllülük de sorumluluk alma işidir ama bu yüzde yüz calışmaz. Hatta sanırım en yüksek oran yüzde elli. Bu da demek oluyor ki, gönüllü grubunun yapabileceğinden daha az şey  hedeflemek gerekiyor, zaman zaman yükselen zaman zaman da düşen hedefler. Ego ve çatışma kısmına hiç girmiyorum bile. Önemli olan insanların birlikte bir şeyler yapmaya niyetli olması, gerisi bir şekilde çözülüyor. Bu bağlamda iş bölümü elbette olması gereken bir şey ama kurumsal yapılardaki gibi keskin değil de daha yumuşak ve esnek bir yapılanma daha doğru gibi görünüyor.

Oluşumlar sanat ortamının ihtiyaçları kadar bireysel merak ve ihtiyaçlardan da doğuyor elbette. Dolayısıyla bir oluşumun var olmasında içindeki bireylerin kişisel istekleri ve yönelimleri de önemli bir faktör halini alıyor. Sizce oluşumuzun ne kadar içindeki bireylere bağlıydı ve denge nasıl kuruluyordu?

Zaten sorunun içinde cevap mevcut. İnsanlar düşüncelerinin karışılıklarını bulamadıklarında kendileri bir alternatif yaratmaya karar verirler. Biz de tam olarak bu şekilde hareket ettik. Çünkü "Hayal ettiğimiz gibi bir galeri neden İstanbul'da yok?" sorusuyla başladık ve sonunda bir inisiyatife evrildik. Tabii ki topluluğu oluşturan insanlar ciddi anlamda fikir birliğinde olmadan böyle bir oluşum var olamaz. Ve her oluşum, içinde bulunan insanların fikirlerinin çoğunu yansıtır. Bence GFİ'de bu oran epey yüksekti. Belli zamanlarda çatışmalar olsa da temel fikirler değişmediği için çok da zorlanmadık.

Oluşumunuz neden sonlandı? Sonlanma sizin için ne ifade ediyor? 

Evet yaklaşık 4 sene devam edebildik. Temel sorun yeterli zamanı ayıramamak oldu. Herkesin işlerinin yoğunluğu biraz daha arttı ve bu durum ister istemez sürdürülebilirliği etkiledi. Onun haricinde başka bir problem ya da dağılma yaşanmadı. Tabii ki devam etmeme kararı demoralize ediyor. Biz zaten "Şikayet edeceğimize kendimiz yapalım" fikriyle yola çıkmış bir ekip olduğumuz için yaptıklarımız zaten bize epey bir tatmin yaşattı. Aslında istenirse nelerin değişebileceğini de görmüş olduk. Gerek ülkemizden, gerek yurt dışından çok fazla talep alıyorduk ve bu bizi çok mutlu etmişti. Bunu sürdüremiyor olmak tabii ki etkiledi bizi. Sonuçta fikirlerimiz çok da değişmedi. GFİ'den önce de FOTOMAT e-dergiyi çıkartan ekipteniz, belki benzer bir formatla da ilerleyebiliriz. Zaten GFİ'nin kökenleri bu dergiyle atılmıştı ve tekrar oraya dönebiliriz.

Oluşumunuz ekonomik olarak sürdürülebilirliğini nasıl sağlıyordu? 

Ekonomik sürdürülebilirlik tamamen üyeler tarafından finanse ediliyordu. Hiçbir zaman sponsorluk almadık. Kısacası mekan kirasını ve baskı masraflarını hep cebimizden ödedik.  Satılan iş gelirinin tamamını da sanatçıya ilettik.

Jenerasyonel fark kavramı sizin için bir şey ifade ediyor mu? Oluşumunuzun varlığını devam ettirdiği süreçte kendini dönüştürebildiğini ve mevcut koşullara uyum sağladığını düşünüyor musunuz? 

Açıkçası GFİ jenerasyon farkı olacak kadar uzun süremedi. Ama kesinlikle dönemin ruhunu yakaladığımızı düşünüyorum ki bunu bizde sergilenmiş sanatçı arkadaşlarımızın şu anki üretimlerine bakarak da görebilirisiniz. Çoğu ilk sergisini bizimle yaptı ve hala üretmeye devam ediyorlar.

Sonlanma sürecinde ne gibi zorluklar yaşadınız?

Çatışmalı bir kapanış olmadığı için pek de sorun yaşamadık açıkçası.

Bütün koşullarını sizin belirleyebildiğiniz bir dünyada ne gibi değişikliklerle oluşumuzun bitmeyeceğini düşünürdünüz? 

Anarşist bir dünyada!!

Genel olarak bağımsız oluşumlarda ne gibi sıkıntılar gözlüyorsunuz ve bu oluşumların geleceklerine dair endişeleriniz nedir? Aklınıza gelen çözüm önerileri ya da tecrübeler var mı? 

Bir kısmını yukarıda yazdığımız sorunlar tüm bağımsız kalmaya çalışan oluşumları bekliyor. İnsan enerjisi çok kıymetli, bu yüzden de bulunması en zor enerji. Benim aklıma gelen çözüm gerçekten yapabileceğinden daha ufak hedeflerle başlamak. Çünkü doğası gereği, insan yaptıkça daha fazlasını istiyor. Ve tabii yapılan şeyleri insanlara daha fazla ulaştırmanın yollarını bulabilmek de manevi tatmin için çok önemli. Sanırım diğer oluşumlarla birlikte bir şeyler yapmak da çok faydalı ve ülkemizdeki en büyük eksiklik bu. En önemlisi de dünyayı değiştirebileceğine inanmak ama değiştirmek için de değişmek gerektiğine inanmak.