Bağımsız Şenerler

#28
Şener Soysal
Hakkında Diğer Yazıları

Şener Soysal 8 yıl sonra bir sabah bunaltıcı düşlerinden uyandığında, kendini yatağında devasa bir sanat sermayedarı olarak buldu. Ciddi sermaye desteğiyle sanata, sanatçılara, bağımsız oluşumlara alan açan sayılı kurumdan biriydi: SAHA, SALT, ŞENER. Üstelik ismi de diğer kurumların yanında hiç sırıtmamıştı. İyi de nasıl devasa bir sanat sermayedarı olabilmişti, üstelik daha tüzel bir kişilik bile değilken? Yoksa hala rüyada mıydı? 

Merhaba.

Sekiz yıldır kar amacı gütmeyen bir yayın olan Orta Format'ın editörlerinden biriyim. Bolca yazışma, editoryal süreçler, söyleşiler, yazılar… Üstüne bu süreçte grafik tasarımla hayatını sürdüren biri olarak derginin tasarımlarını da hazırladım. Hiçbirini maddi herhangi bir beklentim olmadan yaptım, ortaya çıkan nitelikli sonuçlardan da hep keyif aldım. Ancak bu vakti ayırabilmem başka vakitlerimi paraya tahvil olabilen işler yapmam ile mümkün oldu. Yani ben Şener olarak benim editörlüğümü, dolayısıyla da Orta Format'ı fonluyorum. Yani yukarıda söylediklerim, "Bir böceğe dönüştüm" demekten daha saçma değil, onlar inanmasalar da aynı klasmandayız. Hatta Orta Format ölçeğinde bu kurumlardan da fazla maddi destek sağladığım aşikar. 

Siz inanırsanız, evet SALT gibi, SAHA gibi muazzam bir sanat destekçisiyim. Hem de hiçbir sermayaye bağlı olmadan! Lakin daha doğru olan şekli şu: Bağımsız olmaya çalışırken kendimize bağımlıyız ve başkalarının emeğini koruyalım derken kendi emeğimizi sömürüyoruz.

Velhasılı durum, uyku ile uyanıklık arasında bir yerlerde sürüyor. 

***

Araştırmaktan keyif alıp, araştırma süreçlerimizi paylaşmak istemekle başladı yayıncılığımız. Orta Format'ı birlikte kurduğumuz Tevfik Çağrı Dural ile fotoğraf bakmaya doyamayan, metin ile ilişkisi olan, mühendislik okuyan ama onu da pek istemeyen iki üniversiteliydik. Yayıncılık ya da bağımsızlığa dair literatürlere hakim olmadığımız için de bu süreç el yordamıyla, kendiliğinden ilerledi. Bizimle aynı dertlerden muzdarip olup tek farkı siyaset bilimi okumak olan İpek'in editör olarak katılması da kendi halinde oluverdi. Güzel yanı, içimizden geldiği gibi hareket etmemizdi. Kabul gören tanımlara, kurallara uymadık. Laf olsun diye yazmadık; bazen yazanları, bazen birbirimizi ziyadesiyle didikledik. Ne mantıklı geldiyse öyle ilerledik. Ne kadar çıktıysa, o kadar yayınladık. İyi niyet ve etikten vazgeçmedik.

Bu süreçte ciddi bir tecrübe ve beceri edindik. Ama benim için en önemli kısım tanıdığım insanlar. Geçenlerde fon başvuruları için hesap etmiştik, ki böyle şeyler dışında sayısal niceliği de önemsediğimiz söylenemez. Orta Format içeriklerinde 200'ün üzerinde ismin katkısı olmuş. Fotoğraf projeleriyle, söyleşilerle, yazılarla… Bu kadar çok insanla temas etme şansım olmasının yanı sıra, pek çoğuyla bir şeyler paylaşmaya devam etmem de benim için mutluluk verici. Bazen üretilen işleri, bazen süregelen dertleri, bazen güzel havadisleri ya da gıybetleri konuşmanın değerini tarif edemem. İşte bu güzelliklerin verdiği motivasyon, maddi/manevi pek çok zorluğun aşılmasını sağladı, sağlamaya devam ediyor. Zaten bunlar bizim gibi pek çok bağımsız oluşumun, pek çok sanatçının tutunduğu dal. Ancak zaman geçtikçe dala binen yük artıyor, dalın direnci azalıyor. Çatlama sesleri gelirken, "Acaba kırılır mı" endişesiyle düşüncelere dalıveriyor insan.

İşin özü kandırılmadık, zorla da yapmadık, mutsuz da değildik. Sadece zaman geçtikçe hayat ve dengeleri değişiyor. Orhan Cem Çetin'den duyup da aklımdan çıkmayan ismiyle "nimet/külfet dengesi". En baştan farkında olduğumuz ama üzerinde durmadığımız mevzular hakkında daha çok düşünmemiz gerekiyor. Öte yandan içinde bulunduğumuz sanat ortamının durumu ve inisiyatiflerin yaşadığı sorunlar da bizi bağımsızlık, sürdürülebilirlik, gönüllü emek sömürüsü gibi başlıkları daha fazla sorgulamaya itiyor. Keza bu yazının yer aldığı güncellemenin tümü bu mevzular üzerine.

***

2016 yılı sonunda SAHA Desteği'ni aldığımızda, Orta Format'ın kasasına ilk kez nakit para girmişti. Kasayı geçtim, Orta Format'ın bir çekmecesi ya da masası da yok ama lafın gelişi. Uzaktan "Abi bu parayla neler yapılır!" diye heyecanlandıran 10.000 liranın, sahibi olunduğunda hiçbir işe -tam olarak- yaramadığını da o zaman anladık. 

Bu para ile web sitesini yeniledik. Altyapısını cüzi bir ücret ve bir sanat kurumu olmayan HATIR fonu ile yazılımcı arkadaşımız Şamil Hazır yaptı. (Tasarımını ŞENER fonladı tabii ki.) Yazı telifleri için AICA'nın belirlediği fiyat listesinin altında ödeme yapmak durumunda kaldık. (Açıkçası sonradan revize edilen fiyat listesine göre şu an bir yazı telifi 250 TL ve biz bütçe olarak onun da altındaydık.) İyi niyetli çabamızı bilen ve hiçbir telif almadan yazan arkadaşlarımız, bunu sorun etmediler. HATIR yine ön plandaydı. (Öte yandan yazar teliflerini ödemeyen ya da iyi niyetle, etik biçimde yaklaşmayan çeşitli yayın/kurumları tartıştığımız bir dönemdi. Biz elimize geçen ilk parayı telif odaklı kullanırken ticari kurumların üstüne yatma girişimleri gerçekten üzücüydü.) Çeviri kısmını ise yine kıymetine göre düşük bir bütçe ve HATIR ile Zeynep Arıkan üstlendi. Her bütçe açığını HATIR kapattı desek yeridir. Bunların yanında biz editörler olarak kendimizi fonlamaya devam ettik. Kendimiz ve HATIR olmasa ne yapardık, bilemiyorum.

Bu arada, SAHA Fonu ilk başladığında sadece mekanı olan inisiyatifleri kabul ediyordu. Bu durum, Merve Ünsal'ın internetin de bir mekan olduğunu anlatmak çabası ile değişti. (Bir sanet şeysi olarak ÇABA. Dört harf, dördü de büyük.) Online yayınların da adı üstünde online bir mekanı olduğu, çoğu zaman fiziksel mekanlardan daha çok ziyaretçiye sahip olduğu ve arşivsel gücünün önemi kabul edildi. Böylece m-est SAHA Desteği'ni aldı. Emsal olan bu durumun ardından biz de başvurmaya karar verdik.  Fon mekanı olan inisiyatiflere 15.000, yayınlara 10.000 olarak ayrılsa da güzel bir adımdı.

2017'de ikinci kez SAHA Desteği kazansak da süreç yine SAHA & HATIR iş birliğinde geçti diyebilirim. Bir de yurtdışında bir fuarın ulaşım masrafını fon içinde karşılamak planındaydık, o da dolar kurları ile beraber yerle yeksan oldu.

Bu arada, bu süreçte deneme yazılarından iki seçkiyi kitap olarak yayınlamayı başardık. İlki Nikon ve CMYK Basımevi, ikincisi ise Canon ile A4 Ofset'in desteği ile gerçekleşti. Klişecilerin taraftarlık düzeyinde savunduğu Nikon'u da, Canon'u da ikna edebilen ise sağ olsun Selim Süme'nin HATIR'ı oldu. 

Yakın zamanda duyurulan 2019-2020 SAHA Desteği'ni kazanan inisiyatiflerden biri olduk. Bir süredir SAHA, "Size ne kadar lazım? Bütçelerinizi yazın, bakalım." diye yaklaşıyor duruma. Biz de bu sefer her emeğin hakkının verileceği bir bütçe planlaması yaptık. AICA standartlarında yazar/çeviri telifleri, onun altında editör telifi, biraz sosyal medya pazarlama harcaması. Toplamı 24.000 lira olan bütçemiz 13.000 TL olarak onaylandı. Ancak bu bütçenin neye göre belirlendiğini tam olarak anlayamadık. Yani bahsettiğimiz bütçe kalemlerinden bazılarının yapılmaması mı isteniyor, yoksa gereksiz mi bulundu? Sürdürülebilirlik için fon veren bir kurum "Aynı işleri yarı fiyatına yapabilirsiniz; memlekette ucuz yazardan, editörden bol ne var!" demeyeceğine göre… Neticede ellerindeki bütçeye göre bu kadar para aktarılmasının yeterli bulunduğu aşikar. Kalan fon ihtiyacını başka yerlerden bulabilecek tatlılıkta olduğumuzu düşünmüş olabilirler. Zaten her planımızı destekleyeceklerine dair de bir sorumlulukları yok elbette. Ama neyi desteklediklerini ya da neye göre karar aldıklarını gerçekten merak ediyorum. Bu konuda bir yazışmamız oldu, lakin net bir yanıt alamadık. 

***

Bağımsız yayıncılığımızın haleti ruhiyesi neşe ile karamsarlık arasında gidip geliyor. Haliyle bu metin de öyle. Hem güzel şeyler yer alıyor, hem sorunlu haller. Bahsettiğimden daha saçma şeyler de yaşadık, bahsettiğimden daha büyük heyecanların ve mutlulukların olduğu anlar da. Nereden baktığınız önemli. Üstelik pek çok bağımsız oluşum için de bu gelgitli haller aynı şekilde mevcut. Bazen o kadar sancılı oluyor ki arşive dönüşmeden, izi bile kalmadan bitebiliyor. 

Hep neşeli kısımdan bakınca, Orta Format özelinde ya da sanat ortamı ölçeğindeki sıkıntılar göz ardı ediliyor. Çünkü editörü olarak bana iyi gelen çok şey var. Lakin Şirinler Köyü'nde yaşamıyorsanız "Haydi hep neşeli kısımdan bakalım!" demek de mümkün değil. Öte yana geçmek, oradan da bakmak şart. Ancak o zaman sanat ortamının her paydaşına istisnasız etik olarak yaklaşacağı, adil davranacağı, destekleyeceği, saygı duyacağı bir noktaya gelebiliriz diye düşünüyorum. Yoksa yine sanat yazarları yeterli telifi alamayacak, editöryel haklarını yeterince savunamayacak, sanat kurumları ile sanatçılar arasındaki ilişki eşit bir hiyerarşiye inmeyecek gibi geliyor. 

Haliyle beyaz küpün yüzeyleri ışıl ışıl parıldıyor ama duvarlar rutubetten çürüyor. Çürümesin diye ne yapmak gerektiğini hep beraber düşünmek gerekmiyor mu? Yoksa bir arşiv, üslup, ekol, değer biriktirmeden yıkar yıkar yenisini mi yaparız? Bir müteahhit vardır ortamda illaki, n'olucak canım...

***

Yazının başında belirttiğim büyük harfli sanat kurumları listesine yazının sonun dek bir de ÇABA ve HATIR eklendi. SALT, SAHA, ŞENER, ÇABA ve HATIR. Yani sanat dünyamızın en büyük fon kaynaklarının arkasında bir sermaye olmadığı kesin. Ve isimleri en az diğerleri kadar havalı. Komik ama gerçek bu. 

Neticede bu yazı da "Bağımsız Sanat İnisiyatiflerinin Sürdürülebilirliğine Yönelik Destek Fonu 2019-2020" kapsamında, SAHA - ile adı konmamış fonlardan ŞENER, ÇABA VE HATIR- tarafından desteklenmekte.

 
 
*Yazıda kullanılan fotoğraf, Hans Peter Feldmann'ın bir işinin sergilemesinden. Hugo Boss ödülünü kazanınca, sermayeyle sanatın artık çok fazla iç içe geçmesini eleştirmek için verilen tüm parayı birer dolarlık banknotlar haline getirip sergilemişti.