Güncelleme: Tıkanma

Deniz Kırkalı Tıkanıklık

1995 senesinde İzmir'de yaşadığım semtte büyük bir sel oldu. Ben hayretle, annem dehşetle arka camlarının üstüne kadar yavaş yavaş su altında kalan arabamızı izlerken, babam ve birkaç arkadaşı mayolarını giyip sele atlayarak ana logar kapağını açtılar. Su hızla evimizin giriş merdivenlerinden geri çekildi, tıkanıklık durduruldu. Kurtarılabilenler böylece kurtarıldı. Şimdi düşününce oldukça tehlikeli ve yersiz bir tepki olduğunu fark ettiğim bu kahramanlık hikâyesi bütün semtimizin kocaman bir su birikintisi olduğu ve okula mayomla yüzerek gidebildiğim rüyalara yol açmıştı. Ne kadarı gerçekti ne kadarı hayal gücüm hâlâ emin değilim.

Nazlı Yıldırım Tıkaç

Uyandığımda her şey tastamamdı. Mesai yoğunluğu nedeniyle yarım kalmış bütün işlerimin yer aldığı yapılacaklar listesi hazırlanıyordu kafamın içinde. Sürekli hareket hâlindeydi zihnim. Artık vaktin bolluk dönemine iniş yaptığıma göre bahanem kalmayacaktı. Kâğıtlar, kalemler bir geldi bir gitti. Başlıklar yazıldı yazıldı silindi. Fotoğraflar derlendi toparlandı. Yeni fikirler kaydedildi. Heyecanlar tazelendi. Artık listenin ilk sırasından başlayabilirim projeme. Derken. Derken. Derken. Derken.

Larissa Araz, Ece Gökalp Kuruyan göllerde beklenmedik karşılaşmalar

Ece’nin tıkanmasını dinledikten sonra kendi tıkanmalarımı ve duraksamalarımı düşünmeye başladım. Anlattığı bu duygulanım genelde bende dikkat dağınıklığından başlayıp kendini değersizleştirmeyle sonuçlanan korkunç bir bağlamsızlığa yol açıyor. Yeryüzündeki hak hukuk noksanlığından “ben bir hiçim”e giden, İnternet tarayıcısında biriken 50 pencerelik bir yolculuk. Bu yüzden okuduğunuz yazıyı gerekli-gereksiz linklerle doldurup okurken duraklamanızı, dikkatinizin dağılmasını, hangisinin daha önemli olduğunu sıralamayışınızı birebir deneyimletme amacındayım. Ece’ye kendi yaşadıklarımdan bahsederken onun bu tıkanık hâlden tekrar nasıl akışkan hâle geçebildiğini sordum. “Bu esnada Seyfe Gölü’nün kurumasıyla ilgili bir habere denk geldim ve üzerimdeki bütün ağırlık o haberde vücut buldu,” dedi ve devam etti: “Daha önce hiç gitmediğim Seyfe Gölü’yle bir ortaklık buldum, her ne kadar bencilce gelse de bu bakış açısı, bu buluşma benim için hissettiklerimi tarif edebilme imkânını doğurdu.”

Umut Altıntaş Tıkarlama

Tıkaltma, tıktıplama! Tıksalma! Tıkatma, tıktama.

Sine İçli, Çağlar Tahiroğlu Giderayak

Uzun süre bir araya gelemeyecek olmak beraber iş üretemeyeceğimiz ve dolayısıyla bahsettiğim bağı deneyimleyemeden bu desteğin ortadan kalkacağı anlamına geliyordu. Halihazırda beraber oluşturduğumuz bir düzen olmadığı için bu birlikteliğin romantik bir fikir olarak kalmasından ve kendi pratiğimizdeki bireysel girdaplara geri dönme ihtimalinden çok korktuk. Amma velakin hikâyenin bundan sonrası bu tıkanmayı nasıl çözdüğümüz ile alakalı.

İpek Çınar Kendime sormaya çekindiğim sorular

Yapabileceğinin en iyisi bu mu? · Yapabileceğin en iyi şey bu mu? · Mutlu musun? · Yeterli misin? · “Yeterince” nedir? · Yeterli olmaya neden takıntılısın? · Yeterli olmak daha kötü değil mi?

Neslihan Koyuncu Gedik: Aynadan içeri, pencereden dışarı

Fotografik görüntünün oluştuğu andan itibaren taşıdığı çok katmanlı zamansallığını düşünüyorum. Fotoğraf çekildiğinde sabitlenen an; yansıma, dijital veya basılı hâldeki fotoğrafın yüzeyine bakılan her an; çekildiği ve ona bakıldığı anlar arasında fotoğrafın yalnız geçirdiği sürem olarak adlandırılabilecek tüm anlar kendine öz zamansallıklar taşıyor. Hatta bu zamansallıklar farklı yansımalara çarptıkça genişleyebiliyor, çoğalabiliyor. Örneğin fotoğrafla göz teması kesildikten sonra, bakışın sahibi olan öznenin zihninde fotoğrafa dair bir bellek imgesi kalıyor. Ve fotoğraf her hatırlandığında imgesi geri çağrılıyor ve bu sefer bellekteki diğer formlarla etkileşime girerek zihinde bıraktığı bellek imgesi şekil değiştirebiliyor. Bellekteki farklı anlara ait zamansallıklarla ilişkilendiğinde fotoğrafın özneye yansıttığı zaman da genişlemiş oluyor.

Sinem Dişli Gündelik zaman, elementler ve bileşenler

Karabaşın, Osmanlı zamanında kolera salgını sırasında kullanılmak üzere, hakkında ferman çıkarılmış çok yararlı bir bitki olduğunu öğrendi. Fransız lavantası olarak da anılıyordu. Günler önce tatlısını yapmıştı. Limon, karadut, biberiye bir araya gelmişti bu tarif için. Birkaç yüzyıl önce tüm bunlar nasıl oluyordu? Gördüğü 18. yüzyıldan kalma resimleri hatırladı. Buzdolabının, fırının ve suyun olmadığı bir mutfak getirdi gözünün önüne. Bütün bu malzemelerin bir araya gelmesi için ne kadar çok dinamiğin işlemesi gerekiyordu... Süt bir çiftçiden alınmalı, kaynatılmalı, soğutulmalıydı. Hem o zamanlarda bu kadar az süt almak mümkün müydü? Kilolarca sütle yapılacak tüm işler aynı anda organize edilmeliydi. Hamur işleri için maya yapılmalı ya da biracılardan satın alınmalıydı. Tabakları, porselenleri, tencereleri, tavaları, bilumum araç gereci ve bunların yapıldığı malzemelerin ağırlığını hayal etti. Bulaşık yıkama maksadıyla mutfağa getirilen ve mutfaktan götürülen suyu taşımak için ortaya konan iş gücünü düşündü. Kurutulmak ve bozulmamak üzere tavandan asılmış sebzeleri, etleri, peynirleri ve tüm bunları aydınlatan mum ışığını gözünde canlandırdı.

E S Kibele Yarman Tıkanmanın Anatomisi (Hâyâl Ettiğim Biçimiyle)

Tıkanıklıkları açmak için birçok yöntem olduğunu gördüm bugüne kadar, bunlardan ilki ve en çok kullanılanı sabırsız bir versiyon olan nükleer saldırı: Korkunç bir kimyasalı (lav-aç) tıkanıklığın üzerine boşaltmak, yetmezmiş gibi kaynar sularla onu yakmak. Doğru evet, “şeyler” böyle ölür. Ama belki de bir elime meşalemi diğer elime de yabamı almadan önce bir sakin olmayı deneyebilirim, bu Frankenstein’ı nasılsa ben yaratmadım mı? Belki onu yakmadan önce ne istediğini anlamaya çalışabilirim (Genelde koşulsuz sevgi istiyor bu tür masallardaki canavarlar.) Lavabo açıcıya gerek olmayacak bir gider sistemi kurmak mümkündür belki.

Şener Soysal Artık Herkes de Sen Gibi.

Kolektiflerin, oluşumların, bağımsız mekânların nasıl ayakta kalabileceğini konuşmuyoruz. Öngörülen ekonomik daralma sonrası, sermaye tarafından fonlanan birçok mekân ve etkinliğin de desteğini kaybedeceğini konuşmuyoruz. Yayıncıların durumunu, sanat yazarlarını da düşünmüyoruz. Hadi bu kısımları es geçtik, sanat dediğimiz şeyi bizzat var eden sanatçıların durumuyla da ilgilenmiyoruz. Yeni referans noktamızdan bakınca, bunlar gözümde büyüyor. Belli ki sanat dünyamız toptan tıkanmış diyorum. Öte yandan bu yazıyı bir yıl önce bugün yazsam, sanırım yine aynı şeyi yazardım: Sanat dünyamız tıkanmış. Ne zaman toz pembe oldu ki, değil mi? O yüzden duruma isterseniz "tıkanmanın tıkanması" diyelim, isterseniz "aynı tas, evde hamam."

Fatma Belkıs Sersemler, Şaşkınlar ve Olmayanlar

Patates yemeye devam etti. Yüzünde bir gülümseme vardı. Neden gülümsediğine anlam veremedi. Trajik bir durumdu bu. Üç koca sene bu işi bitirmek için çalışmıştı. Bitince hayatı geçirdiği olağan değişiminin dışında, bambaşka bir şekilde değişecek diye düşünmüştü. Hayatında çözemediği düğümlerin hepsi çözülecek, arzulayıp uğrunda hırslandığı her şey gözlerinin önünde belirecek, güneş bulutların arkasından çıkacak… Arzulayıp da uğrunda hırslandığı ama kimseye itiraf edemediği şeyler oluverecek diye düşünmüştü. Bunun yersiz hatta çocukça bir beklenti olduğunu fark etmesi uzun zaman almamıştı ama farkındalık daima mutlak farkındalığa dönüşmüyordu anlaşılan.

Orta Format Kesinlikle öznel, fakat son derece samimi bir yazı dizisi

Bu yazı dizisiyle amaçladığımız şey de bütün bunları sorgulamak: Üretmekte yaşadığımız sıkıntıların altında neler yatıyor? Zira çoğumuzun dönem dönem içine düştüğü kaygı dolu, soyut ve tanımsız bir duraklama dönemi söz konusu ve belki de bunun nedenleri üzerine daha somut sözler duyar, birbirimizi daha çok dinlersek çözmek de daha kolay olacaktır. Belki de tablo bizim öngördüğümüz kadar karanlık değildir.