Tıkanma

Sinem Dişli Gündelik zaman, elementler ve bileşenler

Karabaşın, Osmanlı zamanında kolera salgını sırasında kullanılmak üzere, hakkında ferman çıkarılmış çok yararlı bir bitki olduğunu öğrendi. Fransız lavantası olarak da anılıyordu. Günler önce tatlısını yapmıştı. Limon, karadut, biberiye bir araya gelmişti bu tarif için. Birkaç yüzyıl önce tüm bunlar nasıl oluyordu? Gördüğü 18. yüzyıldan kalma resimleri hatırladı. Buzdolabının, fırının ve suyun olmadığı bir mutfak getirdi gözünün önüne. Bütün bu malzemelerin bir araya gelmesi için ne kadar çok dinamiğin işlemesi gerekiyordu... Süt bir çiftçiden alınmalı, kaynatılmalı, soğutulmalıydı. Hem o zamanlarda bu kadar az süt almak mümkün müydü? Kilolarca sütle yapılacak tüm işler aynı anda organize edilmeliydi. Hamur işleri için maya yapılmalı ya da biracılardan satın alınmalıydı. Tabakları, porselenleri, tencereleri, tavaları, bilumum araç gereci ve bunların yapıldığı malzemelerin ağırlığını hayal etti. Bulaşık yıkama maksadıyla mutfağa getirilen ve mutfaktan götürülen suyu taşımak için ortaya konan iş gücünü düşündü. Kurutulmak ve bozulmamak üzere tavandan asılmış sebzeleri, etleri, peynirleri ve tüm bunları aydınlatan mum ışığını gözünde canlandırdı.

E S Kibele Yarman Tıkanmanın Anatomisi (Hâyâl Ettiğim Biçimiyle)

Tıkanıklıkları açmak için birçok yöntem olduğunu gördüm bugüne kadar, bunlardan ilki ve en çok kullanılanı sabırsız bir versiyon olan nükleer saldırı: Korkunç bir kimyasalı (lav-aç) tıkanıklığın üzerine boşaltmak, yetmezmiş gibi kaynar sularla onu yakmak. Doğru evet, “şeyler” böyle ölür. Ama belki de bir elime meşalemi diğer elime de yabamı almadan önce bir sakin olmayı deneyebilirim, bu Frankenstein’ı nasılsa ben yaratmadım mı? Belki onu yakmadan önce ne istediğini anlamaya çalışabilirim (Genelde koşulsuz sevgi istiyor bu tür masallardaki canavarlar.) Lavabo açıcıya gerek olmayacak bir gider sistemi kurmak mümkündür belki.

Şener Soysal Artık Herkes de Sen Gibi.

Kolektiflerin, oluşumların, bağımsız mekânların nasıl ayakta kalabileceğini konuşmuyoruz. Öngörülen ekonomik daralma sonrası, sermaye tarafından fonlanan birçok mekân ve etkinliğin de desteğini kaybedeceğini konuşmuyoruz. Yayıncıların durumunu, sanat yazarlarını da düşünmüyoruz. Hadi bu kısımları es geçtik, sanat dediğimiz şeyi bizzat var eden sanatçıların durumuyla da ilgilenmiyoruz. Yeni referans noktamızdan bakınca, bunlar gözümde büyüyor. Belli ki sanat dünyamız toptan tıkanmış diyorum. Öte yandan bu yazıyı bir yıl önce bugün yazsam, sanırım yine aynı şeyi yazardım: Sanat dünyamız tıkanmış. Ne zaman toz pembe oldu ki, değil mi? O yüzden duruma isterseniz "tıkanmanın tıkanması" diyelim, isterseniz "aynı tas, evde hamam."

Fatma Belkıs Sersemler, Şaşkınlar ve Olmayanlar

Patates yemeye devam etti. Yüzünde bir gülümseme vardı. Neden gülümsediğine anlam veremedi. Trajik bir durumdu bu. Üç koca sene bu işi bitirmek için çalışmıştı. Bitince hayatı geçirdiği olağan değişiminin dışında, bambaşka bir şekilde değişecek diye düşünmüştü. Hayatında çözemediği düğümlerin hepsi çözülecek, arzulayıp uğrunda hırslandığı her şey gözlerinin önünde belirecek, güneş bulutların arkasından çıkacak… Arzulayıp da uğrunda hırslandığı ama kimseye itiraf edemediği şeyler oluverecek diye düşünmüştü. Bunun yersiz hatta çocukça bir beklenti olduğunu fark etmesi uzun zaman almamıştı ama farkındalık daima mutlak farkındalığa dönüşmüyordu anlaşılan.

Orta Format Kesinlikle öznel, fakat son derece samimi bir yazı dizisi

Bu yazı dizisiyle amaçladığımız şey de bütün bunları sorgulamak: Üretmekte yaşadığımız sıkıntıların altında neler yatıyor? Zira çoğumuzun dönem dönem içine düştüğü kaygı dolu, soyut ve tanımsız bir duraklama dönemi söz konusu ve belki de bunun nedenleri üzerine daha somut sözler duyar, birbirimizi daha çok dinlersek çözmek de daha kolay olacaktır. Belki de tablo bizim öngördüğümüz kadar karanlık değildir.