Sordum Sarı Çiçeğe

#23
Derek Jarman

Sarı Basın, New York'ta kendini icat edeli 100 sene oldu; savaş çığırtkanı ve yabancı düşmanı, cebinizdeki sarı liralar için yırtınıyor. Kültürel deyyus. Gözü dönmüş, kalleş, kaçık.

Hastalıklı Yellowbelly'nin kokuşmuş nefesi, hummayla sararmış darağacını kavuruyor. İhanet, kötülüğünün oksijeni. Sizi arkanızdan bıçaklayacak. Yellowbelly, sarılığa tutulmuş bir buse konduruyor havaya, leş kokan irin gözlerinizi kör ediyor. Fenalık sarı safrada yüzüyor. Hasut intihar. Yellowbelly'nin yılan gözleri zehirliyor. Yabanarısı misali, Havva'nın çürüyen elmasına tırmanıyor. Sizi ağzınızdan sokuyor. Cehennemvari taburları hardal gazında vızıldayıp kıkırdıyor. Başınızdan aşağı işeyecekler. Nikotin lekeli sivri dişler meydanda.

Çocukken hindiba beni dehşete düşürürdü. Eğer bir pis en lit'ye dokunduysam bitkin düşene dek çığırırdım. Hindibalar, rüyalarımda hışır hışır dolaşan çok uzun bacaklı örümcekleri barındırırdı. Bir yatağı dağıt. Şeytanın sütü solgun. Sidik gölü. Bir yatağa pisle.

 

Sütbeyaz öz kanıyor, sarı çiçekler ölüm vakti kahverengiye kesiyor.

İşte geliyor Dingo, sarı köpek, kesif bir Nisan sabahı bir kükürt kelebeği kovalayarak.

Zerrin sarısı. Çuhaçiçeği sarısı. Teksas'ın Sarı Gülü. Kanarya.

Tecavüz ve çıngırak. Hardal gibi acı sarı.

Morötesi, sarıyı yoğun bir şekilde yansıtır, böylece böcekler kendilerinden geçerek sanrılar.

Spektrumun yirmide birini işgal etse de sarı en parlak renktir.

 

Limon, Venedikli kurtezanlar tarafından saçlarını güneşte sarartmak için kullanılırdı . . . beyefendiler sarışın severdi! Manchester'daki sergim için limon sarısı bir resim yapmıştım . . . Okulda Aşağılık Kitap –  eşcinsel bir çift tarafından yetiştirilen çocuğu bize anlatan Sarı Basın'dı . . .  diğerleri arasında kuruması en uzun süren resimdi. Üzerine kömürle yazılmış kelimeler resmi bulandırıyordu:

 

Sayın Bakan,

On iki yaşında bir kuirim. Michelangelo, Leonardo veya Çaykovski gibi bir Kuir sanatçı olmak istiyorum.

 

Çılgın Vincent dizlerini göğsüne çekmiş sarı sandalyesinde oturuyor – bananas. Boş vazoda solan ayçiçekleri, kemik kuru, iskeletsi, siyah çekirdekler bal kabağının oyulmuş suratını anıştıracak şekilde tablasından sökülmüştü. Şeker manyağı Lucozade şişesini ağzına dayamış oturuyor Lemonbelly, hummalı gözler sarılığa tutulmuş mısıra ters ters bakıyor, sarının içinde döne döne uçan parlak siyah kargaların gaklaması. Limoni gulyabani, bir köşeye atılmış tuvallerin üstünden gözünü dikmiş bakıyor. Meymenetsiz intihar kötücülle beraber acı acı haykırıyor – Korkak Yellowbelly'yi kavramış, kısık gözler.

Van Gogh, xanthosis'ten mi muzdaripti?

Sarı, açık tende moru gösterir.

Bir köşede, satılmamış resimler yatağın altına istiflenmiş - bir zamanlar krallar resimleri altınla tartarlardı. Güneş gökyüzünde kaynıyor, bir teneke dolusu krom kurtçuk.

Whistler, sergisi için Galeri Grosvenor'ı sarıya boyadı. Geceye atılmış altın havai fişekleri resmetti, diğerleri ona gülerken. 'Greenery Yallery Grosvenor Gallery.' Whistler yüzünü ekşitti – yoksa o ekşi bir limon muydu? Limonsurat? Kükürt saçtı . . .

İspanya'daki cellat sarılar giymiş ve sarıya boyanmıştı.

Disraeli'yi anma törenlerinde her sarı çuhaçiçeği için bir Sarı Yıldız yer alır. Bunlar gaz odalarında imha edilen yıldızlardır. (Getto kadar eski.) Ortaçağda yahudiler sarı şapka giyerlerdi. İpe götürülen sarı renkli hırsızlarla haydutlar gibi sarıya mahkum edilmişlerdi.

Banklar sarıya boyanmıştı. Aryanlar, saldıkları dehşetle sarı, başka tarafa oturdu. Renkten sarılığa tutulmuş şeytani görü, Judas'ın izi. Sarı salgın çarmıhı.

Sarı karantina bayrağı çekili bir gemiyle Sargasso'nun yosunlu sularına açılıyoruz.

Ming Hanedanı'nın sarı imparatoru, safran mavnasında sarı nehir boyunca seyrediyor. Turuncu cübbeli bir bilge, ona turuncuya çalan sarının en parlak renk olduğunu söylüyor, hastalığın kurşuni asit sarısına deva olan koyu sarı. Uzak Batı'nın Kadim Tanrılarının Kralı Jüpiter sarılar giyerdi, Bilgeliğin Tanrıçası Athena da.

Siyah ve sarı ikaz ediyor! TEHLİKE, ben bir eşekarısıyım, uzak durun. Eşekarıları Burger King, McDonalds ve Pizza Hut'u kuşatıyor, 'Üstüne Atlayan' öfkeli tipografiyle basılmış fast food – siyah ve sarı, kırmızı ve sarı.

Sarı, kaldırım kenarına hat çekiyor. Parlayan sarı ışıklarıyla sarı iş makineleri, manzarada bir yara açıyor:

 

                                                Sarı sis çöktü sürüne sürüne

                                                Üstüne köprülerin, sanki evlerin

                                                duvarları

                                                Gölgelere dönene dek.

                                                                                                  (Oscar Wilde, Impression du Matin)


Sarı çağdan sarı bir anı. Budala sarısı, ve sarı sessizlik. Sarı, kendisini sevdirmek istediğinde altına dönüşür.

Arabayla Curry Mallet tarafından Bristol'e uzanan yollardan geçtik, mısırları yararak arazinin ortasına doğru ilerledikçe altın hasadı, fareleri yakalayan çiftlik köpekleri ardımızda kaldı. Bristol'deki hastanede bizi sarı hummadan koruyacak aşıları yaptırdık. Bu bizi hasta etti. Zonklayan koluma günlerce annelik ettim.

York Numune Hastanesi'nde geçirdiğim yaz tatilini özledim, yağsız bir diyet – kızarmış kuru ekmek ve sarı pandispanya. Kanarya tatlısı. Açık sarılık sarısı ile göze hoş gelen bir resim.

 

                                               Sarı, maviden çok kırmızıyla akrabadır.

                                                                                                       (Wittgenstein, op. cit.)

 

Sarı sıcak ve hoşa giden bir izlenim uyandırıyor. Bir manzaraya sarı bir camın ardından bakıldığında göz mutlanıyor. The Garden filminin Dungeness'taki birçok çekiminde Super 8 kameraya taktığım sarı bir gökyüzü filtresi kullandım. Sonbahar etkisi yarattı.

Sarı ve güneşli olan ışıldayınca altın rengi belirir.

Azizlerin aylası, haleler ve auralar. Bunlar, umudun sarıları.

Siyahın coşkusu ve sarı Prospect Cottage. Zifir siyah üstüne parlak sarı pencerelerle karşılıyor sizi.

Sarı; kırmızı ile yeşil ışığın bir birleşimi. Gözde sarıya duyarlı almaç yok.

Boyaları karıştırırken sarıyı karıştırmayı başaramayacaksın, kullandığın yağ altın olsa bile. Sarı kum. Sarı damar.

 

Pigmentler şunlar:

Modern sarılar: baryum sarısı, limon sarısı . . . ışığa göre değişkenlik göstermez ve on dokuzuncu yüzyılın başlarında icat edildi. Kadmiyum sarısı, kükürt ve selenyum. Kadmiyum pigmentlerinin modern üretimine I. Dünya Savaşı zamanında başlandı. Krom sarısı. Kurşun kromatı yıllandıkça kararır. Zerdeçal günbatımlarının sarısı.

Kobalt sarısı, on dokuzuncu yüz yıl ortaları. El yakıyor. Çinko sarısı, 1850. Eski sarılar: gamboj – baharat ticaretiyle gelen, topraktan çıkan bir reçine. Turuncuya çalar.

Hint sarısı, yasaklı. İnekler mango yaprağı yedirilerek zehirlenirdi ve sidiklerinden bu renk elde edilirdi. Hint minyatürlerindeki parlak sarı budur.

Sarı zırnık zehirli arsenik sülfür. Parlak limon sarısı el yazmalarında kullanılırdı, Plinius buna değinmiştir. Smyrna'dan gelirdi ve Mısır, Pers ve daha sonra Bizans el yazmalarında kullanılmıştı. Cennini çok zehirli olduğunu söyler, 'Zarar görmeyesiniz diye ağzınıza değdirmemeğe dikkat edin.'

Napoli sarısı, kurşun antimonat, soluk sarıdan altın sarısına kadar çeşitleri vardır. Babil'in sarısı. Buna giallorino denirdi. Sonsuza dek dayanır ve yanardağlarda bulunan bir mineralden üretilirdi.

Bahar kına çiçeği ve zerrinle gelir. Kolza, arıları sersemletir. Sarı zor bir renktir, günbatımlarında polenlerini saçan mimoza gibi kalımsız.

Bulanık sarılar. Kelebekler. İlkbahar güneşinde yol boyunca hızla uçuşan kükürtler. Sarı taş.

Vadi ve tepenin üstünde asılı bir bulut gibi yalnız dolandım, birdenbire bir kalabalık gördüm, bir öbek altın zerrin . . .

 

Neden sarı olmasın?

Sarının altınla akrabalığı nedir?

Sükut altındır, sarı değil.

Altınbaşak şüphesiz sarıdır.

Altın köpek Dingo, Sarı Labrador'la ilintili olabilir.

Sarı aileler ve yıldönümleri.

 

Limonlar

Greyfurt

Limon kreması

Hardal

Kanarya.

 

Bu sabah Oxford Caddesi'nin köşesinde bir arkadaşımla buluştum. Güzel, sarı bir kaban giymişti. İltifat ettim. Kabanını Tokyo'dan almış, dedi ki bunu yeşil diye satmışlar.

Kafesteki kanarya en tatlı öteni.