Üniversitede Fotoğraf Kitabı Eğitimi

#20
Eren Sulamacı
Diğer Yazıları

Aşağıdaki metin 29 Mayıs 2016′da, İstanbul Fotoğraf Kitabı Festivali kapsamında Aslı Narin ile yaptığımız  "Üniversitede Fotoğraf Kitabı Eğitimi" isimli konuşmayı temel almaktadır. Son iki senedir Sabancı Üniversitesi'nde Melis Bağatır ve Murat Germen ile birlikte "Fotoğraf ve Anlatım" dersini yeniden kurgulayarak fotoğraf kitabı üretimine odaklı bir hale getirmiş durumdayız. Aynı şekilde Aslı Narin de Kadir Has Üniversitesi'nde paralel bir ders yürüttü. Her dönem bir kere eğitmen değişimi yaparak, toplu jüriler düzenleyerek, süreç içerisinde fikir alışverişleri yaparak ortaklıklarda bulunduk. Bu yazı daha çok Sabancı Üniversitesi'ndeki deneyimlere odaklansa da ortaklığımızın sağladığı faydaları da içeriğe dahil edeceğim. Sonuç olarak, bu metin ile iki senede edindiğimiz deneyimleri paylaşmayı ve çoğaltmayı, yeni ortaklıklar edinmeyi hedeflemekteyim.

Özetle, öğrencilere üç katmanlı bir düşünme metodu önerdik ve yapacakları kitap ne olursa olsun dönem sonunda üç soruya kendilerinden emin bir şekilde cevap verebilmelerini istedik. Sorular şöyle: "Neden bu kitabı yapıyorsun/yaptın?", "Nasıl yapacaksın/yaptın?", "Sonunda neye bakacağız/bakıyoruz?". Bu sorulara kendi bakış açılarına göre cevap verebildikleri sürece çıkan işin, fotoğrafın anlatım yöntemlerini kavramaları için yeterli olacağını öngördük.

 

Neden?

Aynı deseni izleyerek bizim dersi nasıl kurguladığımızı anlatmaya başlayayım. Fotoğrafın, dağıtım araçlarının niteliklerine göre başkalaşan bir anlatıya sahip olabileceğini; teknoloji ile bütünleşik doğası gereği üretiminin ve alımlanmasının dinamik olduğunun farkında olan biri olarak, fotoğrafın bir kitap içerisinde bulunması durumu uzun süredir takip ettiğim bir olgu idi. Ed Ruscha'nın "Every Building on the Sunset Strip" isimli kitabı, çağdaşlarımızdan Wolfgang Tillmans'ın Wako ismini verdiği fotoğraf kitapları ilgi çekiciydi. Bunların yanı sıra Bandrolsüz, REC Collective gibi buralı toplulukların ürettiği kitapları da takip etmekteydim.

Dersimize geri dönersek, yükselen bir trend olarak fotoğraf kitabı üretimine katkıda bulunmak ya da mevcut trendi izlemek gibi bir niyetimiz olmadı. Bunu tercih edişimiz tamamen Murat Germen ile birlikte "Dersi nasıl daha faydalı bir hale getirebiliriz" konulu bir tartışmanın sonunda vardığımız bir nokta idi. "Fotoğraf ve Anlatı" dersinin peşi sıra fotoğrafın; portre, sokak fotoğrafı, mimari fotoğraf, tipoloji gibi çeşitli "genre"larına dair bilgiler aktaran ve bu bilgiler ışığında öğrencilerden 2 ila 4 haftada bir fotoğraf serisi talep eden bir içeriği vardı. Bu çok parçalı yapıya benzer olarak, derse katılan öğrenciler de mühendislik, güzel sanatlar, uluslar arası ilişkiler gibi farklı disiplinlerden geliyordu. Hal böyle olunca birkaç istisna hariç ortaya çıkan işler üzerine çok fazla düşünülememiş ya da uygulamasında problemler olan işlerden öteye gitmekte zorlanıyordu. En önemlisi öğrencilerin kendilerine dair özgün bir anlatıyı ortaya koymakta zorlanmaları idi. Yaptığımız konuşmalar sonunda, dersi sadeleştirmeye, tüm dönemi tek bir üretime indirmeye karar verdik. Öğrencilere odaklanabilecekleri, her hafta başka bir açıdan geliştirebilecekleri, bireysel farkındalıklarını arttırabilecekleri bir alan sağlarken, dersin eski içeriğini de bu süreç içinde aktarabileceğimiz bir yapı oluşturmayı hedefledik.

Tam bu noktada, bir öğrencinin fotografik anlatımın değişkenlerini derinlemesine inceleyebileceği, entelektüel olarak gelişim gösterebileceği özgürlükçü bir mecra olarak fotoğraf kitabı, ihtiyaçlarımızı karşılayan bir seçenek olarak belirdi. Önceleri tüm dönemi bir fotoğraf sergisine adamayı düşündük, fakat sergi alanının fiziksel ve maddi kısıtlamalarını göz önünde bulundurunca kitap üretme fikrinin daha zengin bir içerik sunacağı ve öğrencilerin daha rahat hareket etmelerine imkan sağlayacağı konusunda hem fikir olduk. Öğrencilerin öz-farkındalıklarını arttıracakları ve bunu fotoğraf ile anlatabilecekleri bir içerik oluşturmayı amaçladık.

 

Nasıl?

Bu sebep ile ilk dersin konusu bir sorunun cevabını aramaktı: "Senin derdin nedir?" (Tahtada yazan orijinal hali ile "WTF is your problem?"). Bu sorunun cevabı ucu tanımsız bir skalada var olabiliyor. En nefret ettiğiniz şey, en sevdiğiniz şey, sizi rahatsız eden bir olgu, bir toplumsal olay, bir çocukluk anısı, unutamadığınız bir an… Hayatta konuşmaya değer dediğiniz her şey olabilir. Her öğrenci ilk derslerde bu içsel deneyimleri paylaşıyor, çağdaşlarından yorumlar alıyor; bu paylaşım sonunda dönem bitiminde üretecekleri kitap hakkında neden bu kitabı yapacakları, nasıl yapacakları, sonunda tahmini olarak nasıl bir şeye benzeyeceğini anlatan taslak bir metin talep ediyoruz. Bu metin kitapta yer almak zorunda değil, fakat teknik ve teorik olarak öğrencinin vereceği her kararı şekillendirmesi açısından olgunlaşmış bir metin olmasını tercih ediyoruz. Aynı metin dönem boyunca evrimler geçirerek her hafta başkalaşıyor, ta ki öğrenci metne ihtiyacı olmadan kitabı hakkında rahat bir şekilde konuşana kadar.

Tabii öğrenciden öğrenciye değişen bu sorunu tespit etme süreci müthiş sancılı bir dönem. Konuşkan ve dışa dönük öğrenciler ile süreç haliyle daha kolay ve keyifli işliyor. Fakat, daha çekingen öğrenciler veya ezberlere, ödevlere dayalı eğitim sistemimiz içinde görece konfor yaşayan öğrenciler için sıkıntılı bir süreç. Özellikle varoluşsal farkındalıkları çok az olan veya hiç olmayan öğrenciler için birkaç yöntem denedik ("çok az veya hiç" derken, "en sevdiğin şey nedir şu hayatta?" sorusuna, "bilmiyorum" diyen birini düşünün.). Bunlardan ilki kanlı gerçeklerin kağıda döküldüğü "Hayattan ne öğrendim?" kağıdı idi. Bu egzersize ilk olarak Orhan Cem Çetin'in Konsept Geliştirme dersinde maruz kalmıştım. Bu egzersizde her öğrenci boş bir kağıt açıyor, beş dakika içinde hayattan ne öğrendiğini tam bir sayfayı dolduracak şekilde yazıyor. Burada önemli olan sayfanın dolması; yazılanların ilginçliği, müthişliği vs. önemsiz. Kaldı ki, kağıdı sahibinden başka kimse de okumuyor. Sonraki aşama ise bu kağıt hakkında tüm dönem boyunca düşünmek. Bu tip kendisi hakkında düşünmeye iten egzersizlerin faydasını şöyle belirtebilirim, en son dönemde derste üretilen kitaplardan birkaçı bu kağıtlardan çıkan cümlelerin dışavurumu idi.

Dersin bir sonraki sohbet konusu ise öğrencilerin seçtikleri fotoğraf kitapları üzerinden şekilleniyor. Öğrencilerden; kütüphaneden, kitapçılardan veya internetten bir fotoğraf kitabı bulmalarını talep ediyoruz. Daha sonra derste o kitabı neden seçtiklerini anlatmalarını istiyoruz. Bu egzersiz, seçilen kitabın "neden?" sorusuna ulaşmak için bir ters mühendislik niteliğinde olmak ile birlikte tasarım ve fotoğraf açısından teknik konuşmaları da yapmaya başladığımız bir zemine olanak sağlıyor. İlerleyen haftalarda öğrencilerden gelen konsept metinler olgunlaştıkça biz de kişiye özel içerik sunmaya başlıyoruz. Dönem başından beri yaptığımız sohbetleri göz önünde bulundurarak, öğrencinin kendisine yakın bulabileceği ya da ona ilham olabileceğini düşündüğümüz teknik ve teorik bilgileri aktarıyoruz.

Oluşturduğumuz ders içeriği ve aktarım yöntemleri, yaratıcı düşünmeyi tetiklemek adına aldığımız bir dizi karardan oluşuyor. Genel tabiri ile yaratıcı bir fikir, başlangıcı "bilgi" olan bir döngünün sonucunda ortaya çıkıyor. Bizim dersimiz için "bilgi" yukarıda bahsettiğim gibi ilk dersten itibaren araştırmaya koyulduğumuz; her öğrenciye özgü içsel bir deneyim, bir fikir, bir "dert". Daha sonra kuluçka dönemi geliyor. Öğrenilen bilgi ile yaşamak. Bu illa ki öğrenilen bilginin uygulaması ve/veya hayattaki karşılığı demek de değil. Kuluçka dönemi öğrenilen bilginin zihninizin arka planında var olmaya devam eden, bir nevi zihninizi o bilgi ışığında eğiten bir dönem. Öğrencilerin bu dönemi verimli geçirmeleri için aldığımız birkaç önlemden biri olarak vize ve final tarihi dışında hiçbir ödevin belirgin bir teslim tarihi yok. Bir öğrenci konsept metnini ikinci haftada da getirebilir, vizeden sonra da getirebilir. Aslında ödev diyebileceğimiz doğru düzgün bir talep de yok. Biz öğrencilere hafta hafta neler konuşacağımızı, neler talep edeceğimizi belirten bir yapı sunduk, fakat bu yapının kendilerinin çalışma şekline, ilerleme hızına göre değişiklikler gösterebileceğini ve bunun sorun olmayacağını belirttik. Öğrencilerden tek talebimiz "dert"leri ve onun fotoğraf ile anlatılması üzerine düşünmeleri oldu; biz sadece uygun gördüğümüz yöntemleri işaret ettik, onların kendi yollarını bulmalarına da izin verdik. Yaratıcı fikre giden süreçte bir sonraki adım ilham. Fotoğrafın yanı sıra ilhamın, elmanın kafanıza düşmesi gibi beklenmedik kaynakları olabileceğinin altını çizerek; uygun noktalarda öğrencinin konusuna bağlı olarak edebiyattan, sinemadan, müzikten, resimden örnekler olabileceğinden bahsettik. Sonraki aşama ise doğrulama. Bilimsel bilgiler edindiniz, gün geldi bir elma ağacının altında aylaklık yapıyorsunuz, kafanıza elma düştü. O anda olmasa bile daha sonra düşen elmalardan aldığınız ilham ile yürüttüğünüz fikir sizi yer çekiminin tanımını yapan adam haline getirir. Doğrulama süreci eksik kaldığında ise "aylak" bir adam olursunuz. Biz doğrulamayı her hafta tüm sınıf ile birlikte yapmaya gayret ettik. Öğrencilerin kendi aralarında fikirlerini ve arzularını tartışmalarına olanak sağlayacak bir tartışma ortamı yarattık. Bilgi, kuluçka, ilham, doğrulamadan oluşan bu sürecin sonunda ortaya çıkan fikir sizin için veya dünya için bir şey ifade etmiyorsa süreç baştan başlıyor. Ta ki yaratıcı bir fikir üretene kadar.

 

Katalizörler

Mimari yapının insanların düşünce şekillerini derinden etkilediği bir gerçek. Bu bağlamda okulun ders için bize tahsis ettiği, öğrencilerin birbirlerini ekranların ardında görmeye çalıştığı bir bilgisayar laboratuvarı yerine dersi benim stüdyomda gerçekleştirdik. Böylelikle herkesin hemzemin bir pozisyonda ders vaktini geçirdiği bir ortam yaratmış olduk. Öğretmenin dikte eden ya da onaylayan pozisyonuna alternatif olarak, ortaya atılan fikirlerin birlikte tartışıldığı bir sinerji yaratabilmemizde mekan değişikliği önemli bir faktördü. İkinci kere bu dersi yaptığımızda aynı stüdyoyu kullanamadık ve eksikliğini ciddi şekilde hissettik.

Dersi yürüttüğümüz iki farklı toplulukta da öğrencilerin hata yapmaktan fazlaca korktuklarına şahit olduk. "İyi" fotoğrafa ancak "iyi" bir fikir ile ulaşılabileceğini, bu "iyi"lere de deneme ve yanılma süreçlerini sindirmeden ulaşılamayacağını belirterek devam ettik. Akıllarına gelen her fikri uygulayıp gelmelerini istedik. Böylelikle en kötü ihtimalle bir fikrin nasıl fotografik olarak anlatılamayacağını görebilecektik. Bahsettiğim bu organik sürece en iyi örnek sanırım Holly Flores' in derste ürettiği "Borne" isimli fotoğraf kitabı. Holly, ABD'de Uluslararası İlişkiler okuyan, değişim programı ile üniversitemize gelmiş bir öğrenci. Fotoğraf ile uzaktan yakından alakası yok. Tek alakası kitaplaştırmayı arzuladığı, kardeşi ile yaptığı Snapchat yazışmaları. Holly vize sunumuna çıktığında bize bir dizi sıradan Snapchat fotoğrafı gösterdi. Ortada elle tutulacak bir proje yoktu. Bizim de beklentilerimiz giderek düşüyordu. Sunumunu bitirdikten sonra "Bir fikrim daha var" dedi. Geçenlerde arkadaşını karşılamak üzere havaalanında dış hatlar kapısında beklerken gözlemlediği insanları anlatmaya başladı. Kapıdan her geçen insanın yoğun duygular içinde olduğunu, kiminin heyecanlı ve çoşkulu, kiminin yabancı bir ülkeye gelmiş olmanın şaşkınlığı içinde olduğunu  söyledi ve bu kapıyı bir doğum kanalına benzetti. Bunu duyunca Holly'e şu ana kadar yaptığı her şeyi çöpe atarak bu konuya yoğunlaşmasını ve bize anlattığı insan hallerini fotoğraflamasını söyledik. İlk hafta cep telefonu ile havaalanına gitti. Cep telefonu kamerasının kısıtlı olanaklarından ötürü istediği görüntüleri elde edemedi. İkinci hafta DSLR bir kamera ile gitti. Bu sefer de tele objektife ihtiyacı olduğunu fark ettik. Neye ihtiyacı olduğunu tabii ki biliyorduk, fakat bunu kendisinin deneyerek keşfetmesini istedik. Sonuç olarak, ilk haftalarda değişik kültürleri tanımaktan keyif aldığını belirten Holly, uluslar arası seyahat eden insanların hallerini betimleyen bir fotoğraf kitabı üretti.

İletişimi kuvvetlendirecek bir başka yöntemimiz de Facebook grubu kurmak oldu. Burada festival, yarışma, sergi haberleri gibi, öğrencilerin ders sonlandıktan sonra da takip edebilecekleri paylaşımlar yaptık. Bunun yanısıra ders saatine sığmayan video/film gibi izlemesi uzun zaman alan içerikleri paylaştık ve tartıştık. İçeriği ilk başlarda biz oluştursak da ilerleyen günlerde öğrencilerin çokça katkıda bulunduğu bir ortam haline geldi.

Öğrenciler arasındaki diyaloğu geliştirmeye yönelik çabalarımızın dışında, öğrencilerin kendi alanlarında uzman kişilerden yorumlar almalarını sağladık. Bunu ilk önce tasarımcı Melis Bağatır'ı dersimize davet ederek gerçekleştirdik. Melis hem bize, hem Aslı'nın Kadir Has Üniversitesi'ndeki dersine işin tasarım yanı ile ilgili içerikler sağladı, özellikle basım sürecinde öğrenciler ile birebir mesai harcadı. Minnettarız. Bunun haricinde her dönem bir kere biz Kadir Has'taki derse katıldık, Aslı da Sabancı'daki derse katıldı. Bu derslerde öğrencileri ziyaretçileri ile başbaşa bıraktık. Her öğrenciye ayrılan belli bir süre olduğunu, bu süre içinde kendilerini ifade etmeleri gerektiğini söyledik.

Bu durum, her hafta tanıdık yüzlere sunum yapmaya alışan öğrenciler için yeni bir mücadele alanı oluşturuyor. Yaptıkları işi sınıf mevcudunun kısıtlı alanı dışında, genel bir bağlamda kavramalarını sağlıyor. Siz ve projeniz hakkında en ufak bir fikri dahi olmayan birine kısıtlı bir zamanda derdinizi anlatmanız, yaptığınız işi pek çok açıdan sindirmiş, düşünmüş olmanızı gerektiriyor. Tekinsiz buluşmaların bir sonraki aşaması her dönem ortasında ve sonunda yaptığımız karma jüriler oldu. Her iki okulun öğrencilerinin yanı sıra; Cemre Yeşil, Umut Südüak, Didem Ateş Mendi, Sevim Sancaktar, Murat Durusoy, Vahit Tuna, Ferah Peker ve Orhan Cem Çetin de jürilerimize katıldı.

Sonuç olarak, bu dersi alan öğrenciler fotoğraf odaklı olarak, prodüksiyon tasarımı, sanat yönetmenliği, grafik tasarım, artistik araştırma gibi çok disiplinli bir çalışma-öğrenme-üretme süreci deneyimlediler. İlk derste üretilenleri "Fotoğraf Kitabı Üzerine Çalışmalar" başlıklı karma sergi ile 24 Temmuz 2015′te Mixer'de yaptığımız bir sergi ile, ikinci sene üretilen kitapları ise İstanbul Fotoğraf Kitabı Festivali'nde paylaştık.

Yapısını her geçen gün geliştirmeyi umduğumuz bu dersin özellikle hibrit bir ders programına sahip olan, salt fotoğrafa adanmamış bölümler için fotografik  anlatımın temel bileşenlerini ve artistik dışavurum olanaklarını öğretmek için keyifli ve verimli bir alan olabileceğini düşünüyorum. Ayrıca, güzel sanatlar ve/veya iletişim fakültelerinde yüksek lisans stüdyo dersi olarak okutulması da proje geliştirme, zaman yönetimi vs. gibi konularda öğrencilere faydalar sağlayacaktır. Biz bu içeriği farklı disiplinlerden gelen öğrenciler ile paylaştık-yaşadık. Açıkçası, tüm lisans eğitimini fotoğrafa adamış bir topluluk ile neler yapılabilir merak etmiyor değilim. Biraz aceleye gelmiş bu yazıda kaçırdığım, veya merak ettiğiniz bir nokta var ise maillerinizi beklerim, emeği geçenlere selamlar ederim.

 
Üstteki "Fotoğraf Kitabı Üzerine Çalışmalar" sergisindendir. (Kaynak: Mixerarts.com)